Kadın ve Yaşam

Türkiye’de kadın olmak oldukça hüzünlü bir konudur. Bu konuyu yazmak isteme sebebimse son yıllarda kadın cinayetlerindeki artış ve yüzyıllardır süregelen, kadının toplumumuzdaki ikinci sınıf insan olarak görülme durumudur.

Son 10 yılda Türkiye’de, kadın cinayetlerinde önceki yıla oranla sürekli bir artış yaşanmaktadır. İstatistiklere bakacak olursak bu acıklı tabloyu şöyle gözler önüne serebiliriz:

2008=80 kadın
2009=109 kadın
2010=180 kadın
2011=121 kadın
2012=201 kadın
2013=237 kadın
2014=294 kadın
2015=303 kadın
2016=328 kadın
2017=409 kadın öldürüldü.

Son 10 yılda 2337 kadın şiddet yoluyla ölüme mahkum edildi. Yapılan araştırmalara göre büyük şehirlerde cinayet vakaları daha etkin durumdadır.

Kadın cinayetlerindeki nedenleri incelediğimizde tablo daha da dehşet verici bir hal alıyor, genel sebepleri arasında; boşanmak ve kendi hayatlarıyla alakalı karar vermek istemeleri geliyor, yani en doğal insani haktan bahsediyoruz.


Coğrafi bağlamda kadının tarihçesine bakacak olursak kadına biçilen değeri ve toplumdaki rolünü anlamamız daha olanaklı hale gelecektir.
Eski Yunan ve Roma geleneğinde kadın cinsel obje olarak görülüyordu, kötülük kaynağı ve yaratılışta eksik kabul ediliyordu. ’’Libido-Haz prensibi’’ yunan mitolojisi tarafından desteklenmiştir, bilindiği üzere bu prensip psikanalizin kurucusu Freud’un felsefesinin merkezi düşüncesidir. Yani açıkça görülüyor ki kadına yüklenilen tek anlam cinsel bir nesne olmasının ötesinde değildir.


Eski Çin ve Japon geleneğinde de durum çok farklı değildir. Burada da kadına hizmetçi gözüyle bakılır. Tamamen ataerkil toplum yapısı söz konusudur.


Eski Hint toplumunda da kadın için yine erkeğin egemenliği altında yaşayan, erkeğine sorgusuz itaat etmek zorunda olan bir nevi köleydi demek mümkündür.


Osmanlı Devletine gelecek olursak feodal-dinsel bir yönetim şekline sahip olan devlette iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk gelmesi, kadını siyasal, ekonomik ve sosyal yaşamdan dışlaması, kadınların fethedilen yerlerden getirilip köle pazarlarında cariye adı altında satıldığını görmekteyiz. Bilindiği üzere toplumumuzda bu bakış açısının izleri kanayan bir yaradır hala…

Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Algısı

Şu an Türkiye’deki kadın haklarını incelediğimizde ise eşitlik, özgürlük, mülkiyet hakkı gibi insanca yaşamaya olanak sağlayan yazılı kurallar görmek mümkün olsa da kadınlarımızı koruyamadığımız bir gerçektir. Bunun en büyük sebebi eğitimsizlik ve yasaların uygulanabilirliğinin bazı kişilerin tekelinde olmasıdır. Kadına gerekli değeri vermeyen toplumlar için geri kalmaksa kaçınılmazdır.


Peki, kadınlarımızın sorunlarından bahsedecek olursak neler söylememiz mümkün olurdu?
1)Kadınlarımıza tolum tarafından dayatılan ‘’iyi bir anne’’, ‘’iyi bir eş’’ ve ‘’titiz bir ev hanımı’’ olma zorunluluğunun en temel görevlerinden sayılması ve eğer çalışıyorsa aynı zamanda ‘’iyi bir üretici’’ olması gerekliliğinin ağır gelmesi.
2)Ekonomik bağımsızlık sorunu; bu sorun en büyük sıkıntılarından biridir. Erkeğe kendini ekonomik olarak bağımlı hisseden kadın olumsuz bir olayla karşılaştığında, fiziksel veya psikolojik şiddete maruz kaldığında ne yazık ki başka şekilde yaşayamayacağını düşündüğünden sessiz kalmak durumdadır.

Türkiye’de kadına yönelik şiddetin nedenlerinin belirlenmesi ve soruna çözüm getirilmesi için, şiddetin toplum tarafından nasıl görüldüğü, nasıl algılandığı incelenmelidir. Türkiye Nüfus Sağlık Araştırması (TNSA)’a göre; çalışmaya katılan kadınların %39’unun kadının yemeği yakması, kocasına karşılık vermesi, parayı lüzumsuz yere harcaması, çocuklarının bakımın ihmal etmesi, cinsel ilişkiye girmeyi reddetmesi gibi durumlardan en az birinin gerçekleşmesinin, kocanın karısını dövmesi için haklı gerekçe oluşturacağını belirtmişlerdir. Doğu’da bu oran %49, Güneydoğuda da %50’nin üzerinde olduğu saptanmıştır (TNSA 2003). İstanbul’da 116 çift ile görüşülerek yapılan bir çalışmada kadınların %44’ünün en az bir kere eşinin fiziksel şiddetine maruz kaldığı ortaya koymuştur. Eşine şiddet uygulayan erkeklerin büyük çoğunluğu, eşe uyguladıkları şiddetin nedenini “söz dinlememe” olarak ifade etmişlerdir.


Yazımı sonlandırırken Ulu Önder Atatürk’ün kadına bakış açısının tüm dünyaya örnek teşkil etmesini temenni ederim; ’’bir kadın yetiştirmek bir halkı yetiştirmektir…’’

Remzi Tayuzak

Köşe yazarı

Bir Cevap Yazın